Trinidad

Havana ve Vinales’ten sonra Trinidad, Küba gezimin üçüncü ayağıydı. Trinidad’a dair yazmak istiyorum ancak niyeyse aklıma “Trinidad çok güzeldi” demek dışında birşey gelmiyor. Evet çok güzeldi hatta kartpostal gibiydi ama sadece o kadar mıydı yani? Niyeyse bir anda aklıma gelemiyor Trinidad’a dair anılarım.
4

Küba’dan döneli birbuçuk ay olacak neredeyse. Belki abartıyorum gibi gelebilir ama Küba dönüşünde 3-4 gün mutsuz mutsuz dolandım ortalıkta. Küba’dayken burası başka bir dünya deyip duruyordum kendime, gerçekten de öyleydi ki Londra’ya dönünce ilk başta etraf bir garip geldi gözüme. Sanki giderken bıraktığım Londra değildi bulduğum. Daha bir renksiz, gri ve soğuk. İnsanlar ise bir yere yetişme telaşında ve kimse kimsenin farkında değil gibi sanki. Londra değişmediğine göre ben 2 haftanın sonunda çabucak alışmıştım Küba’ya demek ki. İnsanların sıcaklığına, iletişim kurma çabalarına, sokakların karmaşasına, gürültüsüne ve pek tabii ki havanın her daim güneşli ve sıcak olmasına. Çok çabuk alışmıştım hem de. Aslında gayet sevdiğim Londra dönüşte gözüme çok kibirli görünmüştü.

19

Untitled3

29

Geçen günlerle birlikte o ilk günlerin mutsuz ruh hali de yavaş yavaş ortadan kalktı. Ben yine ofis-ev koşuşturmacasında akıp giden rutinime döndüm. İlk günlerdeki gibi depresif olmamak güzel pek tabii de geçen şu kısacık zaman anılarımın heyecanını da hafifletti galiba. Trinidad’a dair aklıma birşey gelmiyor olması bundan sanırım.

Ben bu blogu yazmaya karar verdiğimde aslında bir nevi günlük tutmaya başlayacağımı hesaplamamıştım. Hiçbir zaman hafızası iyi bir insan olmadım. Çok unuturum ben, iyiyi de kötüyü de. Bir anlamda hafızama istemeden de olsa format ata ata bugünlere geldim. Bu nedenledir ki şu bloga yazdığım tüm detaylar ve anılar benim için sonrasında hatırlama vesilesi ve bu sebeple çok kıymetli.

Trinidad’a dönecek olursam; şimdi oturup detayları birbir hatırlamaya çalışıp buraya yazacağım ki ilerde bu satırları tekrar okuyup o güzel şehri ve o güzel insanları ve o güzel anları tekrar hatırlayabileyim.

13

14

6

En baştan başlayacak olursam; Küba seyahatinin son 4 gününü Havana’da geçirmek niyetindeydik. Havana öncesinde ise mutlaka Trinidad’ı görmek istiyorduk. Böylelikle, Trinidad’a 3 günlük  bir gezi planladık ve Havana’dan Trinidad’a gitmek için araba kiralayarak yola düştük. Şoförümüz yaşlıca bir Kübalı olan Gustavo, hiç İngilizce bilmiyor bizde de İspanyolca yok. Küba’da tanıştığım tüm diğer Kübalılar gibi Gustavo da sıcakkanlı, diyalog kurmaya hevesli ve güleryüzlü. Yol boyunca bana ara ara “Ezzzra bak şeker kamışı tarlası”, “Ezzzra bak şu”, “Ezzzra bak bu” diye diye birşeyler anlatıyor. Çoğunu anlamıyoruz tabii. Biz anlamasak bile İspanyolca konuşmaya devam edip durması gülümsetiyor beni. Bir vakitten sonra anlamadığımı ifade etmeye çalışmaktan vazgeçiyorum. Kafa sallayıp dinliyorum ve durumun komikliğine gülüyorum. Yolda bize sürpriz yapıp play listindeki Tarkan şarkılarını çalıyor. Küba’da Tarkan dinlemek. Bağıra çağıra “Ne deli ne de divaneyim biliyorum sonunuuuuu….” diye şarkı söylemek. Büyüksün Tarkan!

t13

8

Kah etrafı izleyerek, kah uyuyarak ve yol üstünde Cienfuegos’ta yemek molası vererek yaklaşık 6 saatlik bir yolculuğun ardından Trinidad’a varıyoruz. İlk başta da yazdığım gibi kartpostal gibi bir yer Trinidad. Evleri rengarenk, sokakları arnavut kaldırımlı ve kendine has mimarisi çok belirgin, sıcacık bir yer. Aynı zamanda da oldukça turistik. Aslında gittiğim her yer turistikti de belki Trinidad küçük bir yer olduğu için turist popülasyonu gözüme daha çok görünüyor. Bilemiyorum…

15

t2

17

P1030543

Trinidad’da varır varmaz kalacağımız eve yerleşiyoruz ve tüm yol yorgunluğuna rağmen etrafı keşfetme hevesiyle kendimizi sokaklara atyoruz. Trinidad’ın ilk başta gözüme çarpan en belirgin özelliği rengarenkliği. Evet, Trinidad’da heryer rengarenk. İnsan gözünü alamıyor. Masal gibi.

Kendimizi hırpalamadan ağır ağır dolandıktan sonra, hava kararınca daha önceden methini duyduğum Trinidad’a özgü ve telafuzu oldukça güç canchánchara kokteylini denemek için oturuyoruz. Rom, bal, soda, lime ve buz kullanılarak yapılan oldukça güçlü bir kokteyl bu. Ama benim favorim olmuyor doğrusu. Kokteyle haksızlık etmek istemem ama bana biraz öksürük şurubu gibi geliyor. Fanatiği çok ama ben almayım bir daha mümkünse!

23

Untitled7

İkinci günümüzde sakin takılmaya karar veriyoruz. Tam bir haftadır Küba’daydım. Herşey çok güzeldi ama işte herşey çok güzel kaçırmayım diyerekten oralara buralara koşturup duran bu bünyeyi bir soluklandırma vakti de gelmişti. İstikamet Playa Ancon.

t12

trinidad 10

3

Playa Ancon, Trinidad’ın azıcık dışında güzel mi güzel bir sahil. Atllıyoruz bir Lada taksiye ve kısacık bir yolculuktan sonra hoop Playa Ancon’dayız. Sahil upuzun ve tertemiz. Çok iyi geliyor miskin bir gün geçirmek sahilde.

Sahil dönüşü yolumuzu akşam üzeri oldu mu herkesin toplanmaya başladığı ana meydan Plaza Mayor’a çeviriyoruz. Meydandaki merdivenlere çöküyoruz ve her akşamüzeri aynı saatlerde başlayan müziği dinlemeye başlıyoruz. İki plastik bardak alıyoruz bardan ve yol üstündeki bakkaldan aldığımız Havana Club Rom’u açıyoruz. Fonda en sevdiğim ritmler, önümde rengarenk Trinidad sokakları, yanımda şu güzel anı paylaşabileceğim canım arkadaşım, bir taraftan laflayıp bir taraftan gelene geçene bakıyoruz amaçsızca. Hayat bazen daha mı güzel?

trinidad xx

25

Akşam yemeği sonrasında gönlümüz dışarda takılmaktan yana ama bünyemiz uykuya yenik düşüyor. Evin yolunu tutuyoruz tıpış tıpış. Çok güzel, tek katlı bir evde kalıyoruz ve odamız sokağa bakıyor. Işığı kapatıp kendimi yatağa attığımda aklıma çocukluğum geliyor. Ne alaka değil mi? Bence de öyle ama bu çocukluk anıları çok acayip, kaç yaşına gelmiş olursan ol her yere ve ana sızabiliyor. Misal beni o anda Trinidad’da yakalıyor çocukluk anılarım. Kıbrıs’ta bir köyde büyüdüm ben. Yaz gecelerinde köyde düğün olduğunda müziğin sesi köyün ve gecenin sessizliğinde her yerden duyulurdu. Yaz olduğu için camları açık olan odamın karanlığında o müziğin sesini uzaktan dinleyerek çok uykuya daldığımı hatırlarım. Tıpkı o akşam Trinidad’da karanlık odada dışarıdan gelen ritm ve müzik seslerini dinleyerek uykuya yenik düştüğüm gibi.

Sabaha planladığımızdan çok daha erken uyanıyorum çünkü mahalleli uyanmış. Onlar uyandıysa bize de uyku yok! Arnavut kaldırımında geçip giden at arabalarının tıkır tıkır sesi, balkondan balkona en yüksek sesle konuşan teyzelerin gürültüsü (Teyzeee, insan uyuyor burada ama ya!), okula giden çocukların bağrış çağrışı şamatası derken hepsi bir elden bize uykuyu haram ediyorlar. Sokağın tüm sesi odamızın içinde yankılanıyor- Sanırsın ki o iki teyze dışarda değil de benim yatağımın ayak ucunda oturmuş konuşuyorlar.

Mecburen kalkıyoruz ve kahvaltı için mutfağa geçiyoruz. Masamızda Hollandalı bir kadın var. Muhabbet ediyoruz. Küba’yı çok sevdiğini ve her yıl mutlaka geldiğini anlatıyor. “İşte bu!” diyorum bu kadın benim idolüm!

Güzel bir kahvaltının ardından Trinidad sokaklarına atıyoruz kendimizi aylaklık etme planıyla.

t3

P1030637

İlk once meydandaki kuleye çıkmaya karar veriyoruz. İyi ki de çıkıyoruz çünkü Trinidad tepeden de nefis görünüyor. Bol bol fotoğraf çektikten sonra aşağıdan gelen müziğe yöneliyorum.

9

trinidad 32

Meydandaki ağacın altında çalan bir grup var. Küba’nın her yerinde olduğu gibi burada da müzik her yerde. O kadar da güzel çalıyorlar ki dinlemek için biz de başka bir ağacın altına oturuyoruz. Bu vesileyle biraz da soluklandıktan sonra dolanmaya devam etmek üzere kalkıyoruz.

t6

Amaçsızca önümüze çıkan sokaklara girip çıkıyoruz. Market kuyruğunda, manav önlerinde alışveriş telaşındaki Kübalılara bakıyorum. Daha önce hiç görmediğim meyvelere takılıyor gözüm.  En çok dikkatimi çeken şeylerden biri ise kafeste kuş besleme kültürünün ne kadar yaygın olduğu. Evlerin önünde veyahut sokakta dolaşan Kübalıların elinde hep bir kuş kafesi var. Aklıma dünyaca ünlü Kıbrıslı Türk Psikiyatrist Vamık Volkan’ın 1964-68 döneminde savaş koşullarında gettolarda yaşamak zorunda kalan Kıbrıslı Türklerin  ‘kuş besleme’ alışkanlığına dair teorisi geliyor. Vamık Volkan’a göre, bu dönemde gettolara sıkışmış olan Kıbrıslı Türkler’de yaygın olarak rastlanan kuş besleme alışkanlığı aslında içinde bulundukları durumun bir yansıması çünkü kafesin yaşadıkları gettoyu kafesteki kuşun ise  ‘kapana kısılmış’ Kıbrıslı Türkleri yansıttığını söylüyor.

İzolasyon altında ve dünyadan farklı bir zaman diliminde yaşıyormuş gibi olan ve aslında pekçok açıdan kısıtlanmış olan Kübalıları düşününce bu tezin ne kadar da doğru olduğuna şaşıyorum.

Untitled

t10

Küba sokaklarında dolanırken ister istemez gözlerimiz evlerin içine kayıyor zaten kaymaması da mümkün değil çünkü hem evlerin içi şahane şekilde döşenmiş hem de tüm kapı ve pencereler ardına kadar açık. Aynı zamanda birçok galeri çıkıyor karşımıza. Pekçoğuna girip bir göz atıyoruz ve en sonunda bir tanesinden kendime çok beğenerek yerel bir sanatçının çizimini alıyorum. Planım evime asıp baktıkça güzel Trinidad’ı hatırlamak.

trinidad 90

t11

Sabahtan itibaren dolaşa dolaşa saati öğlen ediyoruz. Birçok öğrenci çıkıyor karşımıza üzerlerinde sempatik üniformalarıyla. O ufaklıklardan bir tanesi kalbimi çalıyor. Yanağına bir öpücük konduruyorum ve Küba’dan aklımda kalan en net yüz de tatlı gülümsemesi ve bal gözleriyle bu ufaklığın yüzü oluyor.

cocuk 2cocuk

Untitled4

Tüm günü böylece geçirdikten sonra sonunda ayaklarımız bizi yine meydana yönlendiriyor. Akşam üzeri olmuş ve Casa de la Musica’da canlı müzik başlamış bile. Bu sefer bir masaya oturuyoruz, dünden kalan Rom şişesi de yanımızda. Tıpkı bir önceki günde olduğu gibi Rom, müzik ve bol sohbet-muhabbet eşliğinde günü batırıyoruz. Ama Küba’da turist olmanın ilk şartı olan birşeyi yapmadığımızı farkediyoruz ve gün içinde aldığımız puroları çıkarıyoruz. Hiç sigara içmemiş bir insan olarak purodan hiçbirşey anlamıyorum. Zaten bir iki denemeden sonra da “tamam işte mevzu puro içmekse; denedim!” diyerek bir tarafa atıyorum puroyu.

Bu esnada yağmur atıştırmaya başlıyor ama müzik durmuyor. Herkes sandalyesini köşedeki ağaçların altına doğru çekiyor. Biz çekmiyoruz- romantiğiz ya! Zaten yağmur da azıcık atıştırıp duruyor. Ertesi gün erkenden Havana’ya dönmek üzere yola çıkacağız. Havana’da geçireceğim son 4 günün ardından Küba’dan ayrılacağım düşüyor aklıma. İyi de dönmek istemiyorum ki ben! Üzerime dönüşün melankolisi çökecek gibi oluyor “melankolini Havana’ya sakla!” diyerek durduruyorum kendimi. Şimdi şu müziği dinle, etrafını biraz daha dikkatli izle, yaşadığın anın tadını çıkar ve bu anı hiç mi hiç unutma…

Önceki Yazı Sonraki Yazı