Bir düğün hikayesi

Düğünleri çok seviyorum. Ama öyle “prenses” düğünü gibi protokol yüklü, oturarak geçenleri değil. Şöyle üstünün başının ter içinde kaldığına aldırmadan dans ettiğin, hiç bilmediğin halde kendini pistin ortasında roman havası oynarken ya da oynamayı denerken bulduğun, bir özgüven patlamasıyla halayın başında mendil salladığın, gelinle damadın konuklardan daha çok dans ettiği, birbirini tanımayan konukların dahi yakınlaşarak karşılıklı gerdan kırdığı, bol kahkahalı, bol şamatalı düğünleri seviyorum. Benim için düğünün, çılgınca eğlenilen bir parti havasında geçeni makbuldür.

Sevgili arkadaşlarımız Merve ve Cem’in 7 Temmuz akşamı gerçekleşen düğünleri de tam da böyle bir düğündü işte. Başta Merve ve Cem olmak üzere herkesin çok eğlendiği, çok samimi ve çok şamatalı bir düğün oldu. Ahırkapı’daki Giritli Restoran’da gerçekleşen düğünün esas eğlencesi, Ahırkapı’nın daracık arnavut kaldırımlı sokaklarında Ahırkapı Roman Orkestrası’nın kıvrak müzikleri eşliğinde göbek ata ata yol alan düğün alayıyla aslında düğün öncesinde başladı.

Önde dans ede ede ilerleyen gelin ve damat, arkada orkestra ve onların ardına takılıp gitmekte olan bir grup dans eden insan. Ve bu haliyle Emir Kusturica filmlerinin sahnelerini aratmayan görüntüler. Tabii düğün alayı böyle oynak, kıvrak ve eğlenceli olunca gecenin gidişatı da belli olmuş oldu.

Düğünün gerçekleştiği Giritli Restoran da, taş duvarlarla çevrili iç bahçesiyle, duvardan duvara asılı renkli lambalarıyla, rengarenk kurdeleleriyle ve bahçesini süsleyen şahane ortancalarıyla  bence bu ruhtaki bir düğün için çok uygun bir seçimdi.  Normal bir günde bile küçücük detaylarla dokunduğu herşeye kendi tarzını yansıtarak güzellik katan zevk sahibi arkadaşım Merveciğim, düğününü de kendi hayal dünyası gibi rengarenk yapmayı başardı.

Düğünün giriş alanında  konuklara merhaba diyen anı köşesi de düğünün diğer detayları gibi oldukça renkliydi. Pek tabii ki “genç çift” için güzel dileklerimi yazmayı ihmal etmedim.

Giritli Restoran’ın yemekleri ise pek lezzetliydi. Alışıldık mezeler dışında farklı tatları deneme imkanı bulacağınız, 2011 yılında the Guardian tarafından da İstanbul’un en iyi 10 restoranından biri olarak gösterilen Giritli’yi denemenizi tavsiye ederim. Özellikle benim gibi balık, deniz ürünleri, Ege  otları ve meze sevenler için bir mutluluk noktası olacağı kesin.

Çok sevdiğim iki arkadaşımın mutluluğuna ortak olmanın coşkusundan mütevellit bünyemi saran dans etme isteğiyle gece boyunca serbest stilde epeyce bir  dans figürü  sergiledim. Bu nedenle ne ile karşılacağımı tam olarak bilemediğimden belki de düğün CD’sini izlememe hakkımı kullanarak, gece boyunca süper bir şekilde dans ettiğim gerçeğine kendimi inandırmayı da tercih edebilirim. Henüz bu konuda ne tavır alacağımı kararlaştırmış değilim doğrusu!

Aslında düğünden bahsediyorken bunu vesile edip İstanbul’da olduğum dönemde hayatıma renk katmış bir grup güzel insandan da bahsetmek istiyorum. Kim bu insanlar? Nuran-Kemal Öner çifti (ki bu değerli şahsiyetler aynı zamanda Merve’nin de  anne ve babası oluyorlar), Nilay ve Hasan. Öncelerinde sevgili eşim Tolga’nın arkadaşı olan bu can dostlar, İstanbul’a alışamadığım ve daha da kötüsü alışamayacağımı düşündüğüm dönemlerde büyük bir sıcaklıkla beni aralarına alarak İstanbul’u sevmemi sağlayan en büyük etkenlerden oldular. Bu açıdan hepsine ayrı ayrı müteşekkirim.

İlk tanıştığımız zamanlardan itibaren çok iyi anlaşmış olsak da, dostluğumuzun ilerlemesinde hepimizin yemek yemeyi çok sevmemizin etkisi büyük oldu. Bir anlamda yemeğe olan aşkımız dostluğumuzun da ortak paydası oldu . Hepimiz farklı tatlar denemekten, yeni yerler görmekten, birlikte bir sofranın etrafında buluşmaktan ve bol bol yemek yemekten büyük keyif alıyorduk. İstanbul’da olduğumuz dönemlerde sık sık biraraya gelmenin yanısıra üç yıldır Mayıs ayının ilk haftasında hep birlikte İstanbul dışında bir yerlere bahar gezileri  yapıyoruz. Bu iki günlük “lezzete ve doğaya yolculuk!” gezilerinin amacı ise belli; bol bol yemek yiyip, doğa yürüyüşleri yaparak midelerimizin yanısıra ruhlarımızı ve dostluğumuzu beslemek. Zaman içinde benim eş kontenjanından  dahil olduğum bu güzel arkadaş ortamına  Merve çocuk kontenjanından, Cem ise Merve vesilesiyle yandan yandan dahil olmayı başarınca iyice kalabalıklaştık ve kocaman bir aile olduk. Bu nedenledir ki düğün bizim için şahane geçti çünkü “oğlan bizim kız bizim”di.

* Düğünün tamamında fotoğraf çekmeye fırsat bulamadığımdan (malum dans ediyordum) fotoğraflar arasında Merve ile Cem’in arkadaşlarının çektiği fotoğraflara da yer verdim. Tek tek hangi fotoğraf kime ait bilemiyorum ama çekenlerin ellerine sağlık diyorum…

Önceki Yazı Sonraki Yazı