Oaxaca

15 Haziran 2017

Yani okunduğu şekilde söyleyecek olursak; Wa-hah-ka!

Meksika seyahatimin en akılda kalan kısmıydı Oaxaca. Rengarenk bir şehir ve kültür. Mutfağı ise bana göre pek şahane olan Meksika mutfağında kendine ayrı bir yer edinmeyi başaracak kadar özellikli.

Rengarenk kumaşlar, rengarenk kapılar, rengarenk sokaklar, rengarenk insanlar, rengarenk seramikler! Renk, renk, renk… Evet bence Oaxaca’yı en iyi tanımlayan sözcük bu.

Gitmeden önce Oaxaca’ya dair yegane fikrim seyahat öncesi yaptığım kısıtlı okumalardan ibaretti.  Ancak nedendir bilmem Oaxaca’yı daha küçük ve her anlamda daha seçeneksiz bir yer olarak hayal etmiştim. Ancak gidince beklemediğim kadar renkli bir yerle karşılaştım.

Restoranlarından cafelerine, o oldukça özgün dükkanlarından dışardan bakınca hiçbirşey anlaşılmayan ama kapıdan başınızı uzattığınız anda kocaman bir iç avluyla size merhaba diyen güzelim mekanlarına olsun herşeyini ama herşeyini çok sevdim Oaxaca’nın ve doğrusu hiç ayrılmak istemedim. Çok keyif alarak 4 gün geçirdim burada. Güzel ve estetiği olan şehirler insanın ruhuna en iyi gelen şeylerden biri zaten.

Bu yazıda, herzamankinden daha çok sayıda fotoğraf paylaşmamın sebebi de haliyle bu şehrin güzelliği. Nasıl fotoğrafını çekmemezlik edersin ki her yer ayrı bir detay olunca!

Aşağıya da bu 4 günde en çok aklımda kalanları not ettim. Yolunuz düşerse aklınızda bulunsun diye…

El Diablo y La Sandia (Boca del Monte)– Küçük, rahat, özenli detaylarla dekore edilmiş ve içten bir ekiple hizmet veren bir butik otel burası. Kahvaltı masası ise bana göre işin yıldızı. Her sabah ayrı bir konseptle hazırlanan upuzun bir masa. Diğer konaklayanlarla sosyalleşmek için şahane bir ortam.

Casa Oaxaca: Tüm Meksika seyahatinin en güzel yemeğini burada yedim. Casa Oaxaca adı altında hizmet veren bir otel ve bir de restoran var. Oteldeki restoranda da yiyebilirsiniz ama esas olay sadece restoran olarak hizmet veren kısımda. Ben restoran olan Casa Oaxaca’ya gittim. Atmosferi de yemekleri de çok güzeldi. Benim gittiğim gece canlı müzik de vardı. Masamızda çorbanın suyuna atılan sıcak bir kaya parçası ile o anda pişirilen karidesli çorba sanırım bu özelliğiyle hayatımın en taze çorbası oldu. Denediğimiz herşey de ortam da harikaydı.

Boulenc– Sanırım Oaxaca’nın en hipster cafesiydi burası. Aslında oldukça rahat bir ortam; kendi haline bırakılan ve aslında kendi halinde olduğu için güzel olan geniş bir iç avlu. Kaktüsler, hoş bir müzik ve bir şekilde insanı sarmalayan bir rahatlık hali vardı burada. Güneşin Oaxaca’yı yakmaya başladığı öğlen saatlerinde buraya çöktük iki sefer. Bu mekanın ayrıca bir de fırın/pastane bölümü var. Ekmek ve pasta opsiyonlarının yanısıra reçel, sos ve cafelerinde kullanılan o güzel seramiklerden de satılıyor bu kısımda.

La Popular: Hipster dostu bir mekan daha. Aslına bakarsanız salaş sayılabilecek bir mekan ve yemekler için de en güzeli diyemem ama yorucu başlayan bir günde serinlemek için La Popular’da arka arkaya içtiğim micheladalar (acı biber sosu, lime ve daha başka soslarla karıştırılarak içilen bira) hala aklımda. Sanırım içtiğim en güzel micheladalardı onlar. Yediklerimiz de basit sunumlu ama lezzetliydi. bu mekanda beni cezbeden neydi tam açıklayamıyorum doğrusu; belki o içtiğim micheladaların yarattığı çakırkeyif hal, belki de o öğlenin sıcağını kıran güzel esinti ve o esintide oturup yoldan gelip geçenleri izleyebilecek bir konumda oluşu. Bilemedim! Ama kesinlikle cazibeli bir tarafı vardı. Yolunuz düşerse bir michelada ve taco yuvarlayın derim.

Expendio Tradicion: Burada Oaxaca’nın en meşhur içeceği olan mezcal ile yapılmış ilk kokteyllerimi denedim. Biber kullanılarak hazırlanan Chagoyazo isimli kokteyl ise favorim oldu. Hem mekan hem de kokteyller fantastiko!

Season of My Heart: Bu gurme dükkana aylak aylak dolanırken tamamen şanseseri denk geldim. Oaxaca’ya özgü sosların, baharatların, peynirlerin satıldığı minik ama bir o kadar da bol seçenekli bir yerdi. Buradan kendimi tutamayıp çeşitli soslar alıp eve taşıdım. Oaxaca mutfağından tarifleri öğrenebileceğiniz yemek kursları da düzenliyorlarmış. Geç keşfedince katılmam mümkün olmadı ama keşke önceden bilseydim eminim çok keyifli bir deneyim olurdu.

Yerel lezzetlerden bahsetmişken şuraya kendim için de bir not bırakayım: Oralara kadar gidip de bir şişe mezcal almadan dönen bana yazıklar olsun!

Museo de Arte Contemporáneo de Oaxaca: Modern sanatlar müzesi Oaxaca’da gidip de etkilendiğim yerlerlerden bir diğeriydi. Ben gittiğimde Alman fotoğrafçı Sibylle Bergemann’ın eserleri sergileniyordu. Güzel, ferah ve serin bir binada o fotoğraflar arasında geçirdiğim zaman aklımın bir köşesinde takılı kaldı. Tavsiyemdir efendim!

Museo Textil de Oaxaca: Oaxaca için rengarenk bir yer&rengarenk bir kültür yazdım ya; işte bu tekstil müzesi bu renkli kültürün en güzel görülebileceği yerlerden birisi. Rengarenk kumaşlar, dokumalar, işlemeler ve tüm bunların o güzelim yerel kıyafetlerde hayat bulmuş halini göreyim diyorsanız Tekstil Müzesi’ne mutlaka uğramak lazım derim ben.

İşte böyleyken böyle…

Ben şimdilik gidiyorum ama niyetim Merida ve Tulum fotoğraflarını paylaşmak üzere geri dönmek. Gerçi çok da emin olamıyorum kendimden, sonuçta serde tembellik var! İnşallah diyeyim!

O zaman şimdilik hoşçakalın efendim! ya da konsepte uygun olarak söyleyecek olursam adios amigos!

 

 

Önceki Yazı